Monthly Archives: Mart 2014

Çöl Kartalı – Cüneyt Arkın

Askeri okuldan beridir birbirinden ayrılmayan iki dost ve 1 kadın… Murat ile Faruk aralarından su sızmayan, birbirleri için canını feda edecek iki arkadaş. Mahalle mektebi, askeri mektep, cephelerde birbirlerinden hiç ayrılmamıştır.

cüneyt arkın süleyman turan

Faruk (süleyman turan) Kamil paşanın kızı Leyla’ya ( Bahar Erdeniz) aşıktır. Ne var ki en yakın arkadaşı murat (cüneyt a.) ile leyla çoktandır birbirlerini seviyordu. Faruk bundan habersiz leylaya mektuplar yazıyor hatta murat’dan arada bir yardım bile istiyordu.

bahar erdeniz ve süleyman turan

Süleyman Turan’ın yani filmdeki adıyla Faruk’un, Murat ile Leyla arasındaki ilişkiyi bilmemesi işleri vahim duruma getiriyordu. Arada bir leyla hanımın yolunu kesiyor, ona sevdiğini söyleyemese de niyetini belli ediyordu. Bir kaç defa mektupta göndermiş ama Leyla bu mektupların Faruk’dan geldiğini anlar anlamaz kaldırıp atmıştı.

Faruk aşkından meyhanelerde mektup yazmaya çalışadursun, Murat aşkı leyla ile kırlarda geziyor,at biniyor, aşklarını doyasıya yaşıyordu.

cüneyt arkın ve bahar erdeniz

süleyman turan meyhanede

 

Cüneyt Arkın olur da savaş,kılış,silah olmaz mı efendim. Veliaht Hüseyin kaçırılmış ve bu durumu halletmekte kahramanlarımıza kalmış. Leyla Yemen’e zor bir görece giden Murat’ı uğurlarken gözleri yaşlar içinde kalmıştı.

bahar erdeniz ağlarken

 

Şu sahnenin güzelliğine bakar mısınız? Omzunuzda bütün güzelliğiyle ağlayarak ‘gitme’ diyen sevgilinize rağmen ölüme kim atlayabilir? Kahramanımız Cüneyt Arkın tabiki 🙂

Seyit İdris ve adamları veliaht Hüseyin’in bulunduğu kervana saldırmış. Veliahtı ele geçirmişti. Henüz küçücük olan veliaht savunmasızdı.

Kötü adam rollerinin üstadı Hayati Hamzaoğlu ve Kazım Kartal rollerini hakkiyle yerine getiriyor. Meşhur kötü adam gülüşlerini bol bol yapıyordu.

hayati hamzaoğlu ve cüneyt arkın

 

kazım kartal

 

Cüneyt arkın veliahtı canı pahasına kurtarıyor ancak çok ağır bir şekilde yaralanıyordu. Çölde hayatını kurtarmak adına son gayretleriyle yürümeye çalışsa da olduğu yere yığılıyordu. Ölüm onun için kaçınılmazken bir mucize oluyor ve çok güzel bir kadın kahramanımızı evine götürüp onu iyileştiriyordu. Bu güzel kadınımız zamanının en önemli kadınlarından Meral Zeren. Meral Zeren canından çok seviyordu Muratı.

meral zeren

Ne varki günün birinde fırsatını bulur bulmaz çölden kaçıp evine döndü Murat. Döndüğüne bin pişman olacaktı Murat. Leyla ile Faruk evleniyordu. Çok sevdiği arkadaşı ve biricik aşkının evlenmesine dayanamadı. Gerisin geriye çöllere, Meral Zerenin yanına döndü. Kendisini içkiye verdi…..

Filmin devamını her zaman ki gibi buradan yazmayacağım 🙂  Konusu oldukça ilginç olan bu filmi izlemeniz tavsiye eder efendim. Saygılarımla..

Geceler Yarim Oldu Anam!

Oturun ağlayın bu türküye… Çoğu kişinin bildiği bir türkü ama Aziz Şenses ‘den kaçınız dinledi. Aziz Şenses ‘i kaçınız bildi. Yüreklere işleyen bu türküyü seslendiren, bir çok türküye sesini veren bu hüzün sesli yalnız ve fakir adamı kaçınız önemsedi!

Bayram geldi neyime! Anam anam garibem. Kan damlar yüreğime! Anam anam garibem…

Yaralarım sızlıyor! Anam anam garibem. Doktor benim neyime! Anam anam garibem.

aziz şenses kimdirAnnesi bilir miydi biricik oğlunun böyle yakaracağını. Bir anne yerine koyun kendinizi. Minicik yavrunuzun size feryad içinde yalvardığını, eziyet halinde olduğunu düşünün. Ne kadarda acı değil mi…

Bu türkü bir feryad bir ağıttır. Aziz Şenses ise emekli olduktan sonra kimsesi olmadığı için sefalete düşmüş, ona yardım eden bir hayranının eli sayesinde son günlerini sürünmeden yaşamıştır. Ahlar vahlar olsun …

Şimdi gelelim o türküyü paylaşmaya. Geceler Yarim Oldu!

Yalnız Yaşadı Yalnız Öldü – Mualla Sürer

ses-1976-sayi-44---30 EkimMualla Sürer, tek gözlü evinin geçimi, kalbini yaşatacak ilaçların parası için film şirketlerinden gelen en küçük teklifleri bile kabul ediyordu… Rol seçecek, düşünecek zamanı yoktu… Yapayalnızdı. Azrail’e de öyle yakalandı.

Mutlu muydu sanatçı? Kim bilir? Bilinen tek şey, yalnızlığıydı… Küçücük bir evin tek odasında kalıyordu… Hastaydı… Kalbi vardı… Zaman zaman soluk almakta güçlük çekerek, dört adımı ardı ardına atamayacak kadar hastaydı, Türk sinemasının ölümsüz  Bedia ‘sı…

Ancak çalışması gerekiyordu… Zorunluydu buna… Elinden tutan da yoktu, «Artık sen dinlen ablacığım. Biz sana yardımcı oluruz» diyen de… Çaresizdi…

Ama, aç ve muhtaç değildi kimseye… Olmak da istemiyordu. Yaşının 75, kalbinin hasta olmasına aldırmaksızın çalışıp duruyordu… Gururuna yediremiyordu. kapısını çalmayan insanların kapısını çalmaya… Film setlerinden çıkmıyordu… Son güne kadar da çıkmadı…

Evinin pencere kenarında yakalamıştı ölüm onu… Yavaş yavaş, ama belirlenen saat ve dakikada… Öteden beri korktuğu şeydi, ölmek. Herkes gibi… Ve günün birinde, akşamın bir saatinde o en korktuğu şey başına geliverdi, Mualla Sürer’in…

ses-1976-sayi-44---30 EkimÇevirdiği 600’den fazla yapıtla Türk sinemasında ebedileşen Mualla Sürer’in cenaze törenine değinmek istiyoruz biraz da… Belki yapımcısıyla, yönetmeniyle, oyuncusuyla birçok şöhret vardı ama, yine de gözler Türkan Şoray’ı, Hülya Koçyiğit’i, Cüneyt Arkın’ı, Fatma Girik’i, Filiz Akın’ı ve Tarık Akan’ı aradı… Bir çok filmde bu sanatçıların annesi rolündeydi Sürer… Ama,ne yazık ki Yeşilçam’ın tarihinden daha uzun bir ömre sahip olan bir sanatçının ölümle bütünleşen kaderiydi bu…

Vahi Öz’le birlikte çevirdiği filmler sinemaseverlerde büyük hayranlık uyandırdı. Halkın dilinde Mualla Sürer adı uzun bir süre «Bedia» olarak kaldı.

1976/Ses Dergisi